Asıl Konu: MİM
Sevgili izler ve yansımalar yani Esin beni mimlemiş fakat bu mim blogcu.com'dan alışageldiğimiz iç bayıltan, insanı blog yazarlığından soğutacak hale getiren mimlerden değil Allah'tan ;)
Bu mim'in konusu KİTAP. Şöyle ki;
- Kitaplığınızın karşına geçin.
- Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın.
- Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız.
- O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmiş de olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.
- Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.
- Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.
Mim Kuralları:
- Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
- Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
- Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.
- Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
- Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
- Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.ben de öyle yaptım, gözlerimi kapatıp kitaplığıma el atacaktım ki dönmemle sandalyeye çarpmam bir oldu. Ben de kitaplığın karşısına geçtikten sonra kapattım gözlerimi ;) Parmaklarımı kitapların üzerinde gezdirdim veee aha! ARAF; özhakiki yurdum, anavatanım Araf! Hemen arkasını çevirip o aşina cümleleri okudum :"Kim gerçek yabancı - bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri de olmayan mı?
Cevabı olmayan bu soruyu bir kenara bırakıp onu aldığım günü hatırlamaya çalıştım, açıkçası epey bir hafızamı zorlamam gerekti. O dönemde çalışmış olduğum okula gelen bir kitapçıdan almıştım onu. Görür görmez de "Araaaffffffff, bunu ben alacağım, sakın kimseye satmayın" dediğimi hatırlıyorum zira kitapçı bey'in her kitaptan yalnızca birer tane getirme gibi bir adeti vardı. Ben öyle bağırınca arkadaşlarım değil satın almaya eline alıp bakmaya bile cesaret edemedi, kitap da doğal olarak bana kaldı.
Okuduğumda neler hissettiğime gelince. Başladığım bir kitabı bitirebilmemin ilk şartı kendimi o kitaptaki herhangi bir karakterle özdeşleştirebilmemden geçiyor. Yazım dilini, kurguyu vs es geçmiyorum tabi ama başka türlüsü de keyif vermiyor bana açıkçası. Öyle de oldu, kitap bitene kadar Gail'dim ben artık.
Kitabı bitirdiğimde ise kocaman bir burukluk vardı içimde... ve fakat Gail'i boğazın serin ve derin sularında bırakıp "gerçek" hayata dönmem uzun sürmedi zira sırada başka bir kitap vardı :)
55. sayfayı açıyorum ve Gail çıkıyor karşıma:
"Debra Ellen Thompson ve diğer kızlar bahçede eğlenirlerken vücudunun aniden eski bir binanın camlarından fırlayacağı ve son nefesini dehşet çığlıklarıyla pişmanlık hıçkırıklarının boğacağı,Omen-benzeri bir sahne planlamıyordu kuşkusuz. Planı bu değildi. Aslında plan falan yoktu, sadece zaten orada, ruhunun içinde daima mevcut olan, her gittiği yerde ona sadakatle eşlik eden, bazen hafiflese de asla tümüyle yok olmayan, açık bir yara gibi sızlayıp zonklayan ölümün o uçurumsu cazibesi vardı."
Yazma sıklıklarına bakarak katılıp katılmayacaklarından emin olmadığım 3 şanslıyı açıklıyorum:
- atalet
- kumhavuzu
- üçtemmuz
Kolay gelsin!